Din-Bilim İlişkisine Dâir

Giriş

Din ve bilim…Modern zamanların birbirine düşman olmuş ikilisi…Birbirine zıt koşan belki de koşturulan hayati iki kurum. Modern zamanlarda bir türlü yıldızları barışamamış bu ikiliyi bir şekilde, orta noktada buluşturmanın ya da buluşmasalarda bir bedende uyumlu bir şekilde yaşatmanın bir yolu yok mudur? İnsanlık bunu bu zamana kadar beceremedi diye hiç mi beceremeyeceğiz acaba? Bu iki hayati kurum bir bedende uyum içerisinde insanlığa hizmet edemezler mi?

Bu yazıyı yazma sebebim bu ikilinin bir bedende uyum içerisinde yaşatılabileceğine dair düşünceye katkı sağlamaktır. Ortaçağda bilimsiz dinin yaptıklarıyla inlemiş olan ve büyük zulümler yaşamış olan insanlık şimdi de dinsiz bilimin zulmü altında inliyor. Dinsiz bilimden kastım, zihin sarmalında kaybolmuş, mânevi yeteneklerini ve bakış açısını köreltmiş bilimdir. Gerçi bu konuda, bilimin bizlere sağladığı muazzam imkânlardan sarhoş olmuş zihinlere sahip olanlar bu konuda beni afaroz edeceklerdir ama vicdanlı bilim insanlarının insanlığın gidişatı hakkındaki düşüncelerini incelemenizi tavsiye ederim. Açıkçası benim kanaatim onursuzca bir helâkin eşiğinde olduğumuz yönündedir. Bugünkü muazzam bilimsel ve teknolojik ilerlemeyi görünce, bu düşüncelere zırva diyenler çok olacaktır hatta çoğunluk zırva diyecektir ama iş öyle değil. Biraz vicdanlı ve bütüncül bakınca gidişatımızın iyi olmadığı âşikârdır. Bu konu başka bir yazının konusu olabileceğinden detaylara girilmeyecektir. Başlıkta da belirtildiği üzere konu din bilim ilişkisidir.

Argümanlar

Birbirine bulaştırmadan ikisi de bir bedende yaşatılabilir.

Genel olarak baktığımızda bilim ile dinin yöntemleri çok farklıdır. Hatta kanaatimce ikisi, beynimizin ve kalbimizin farklı bölgelerinin çalışmasıyla diğer bir deyişle bu iki bölgenin farklı modlarda çalışmalarıyla tecelli ediyorlar. (Kalpten kastım pompa vazifesi gören yürek değil, insana özgü özel bir özdür) Bendeniz dîni konularla ilgilenirken, dîni konularda yazarkenki genel ve bilinç hâlimle, mühendislik yaparken, bilimsel bir bilgi üzerinde çalışırkenki bilinç hâlimi hep farklı bulmuşumdur. Sanki din ve bilim, bedenimizin aynı bölgelerinde ama farklı modlarla neş’et ediyorlar. Bu nokta tam ayrım noktasıdır. Bu düşüncemi paylaşırken şunu da söylemeliyim ki bilim yaparkenki kullandığımız bölgelerin moduyla din, dîni çalışmalarda aktive olan bölgelerin moduyla bilim çalışılamaz. Bu, termometreyle kütle ölçmeye, teraziyle de sıcaklık ölçmeye benziyor. Din ve bilimin bedenimizi kullanım tarzları farklı olduklarından bu hususun bilincinde olunması gerektiğini düşünüyorum. Eğer bu ikisi birbirine karıştırılmaz ise çok güzel bir hâl ortaya çıkacaktır diye düşünüyorum.

Bu ikisinin bir bedende yaşatılabileceğine örnek vermek gerekirse, Prof.Dr.Sinan Canan’ı, Prof.Dr. Kenan Gürsoy’u ve Prof.Dr. Kemal Sayar’ı örnek vermek isterim. Sinan Canan hoca bir biyolog ve sinirbilim sevdalısı bir insanken belli bir inancı olan ve o inancına muhabbetle bağlı bir profil çizmektedir. Güzel bir kıvama sahiptir. Kenan Gürsoy hoca hem bir filozof hem de bir mutasavvıftır. İkisini bir bedende güzel harmanlamıştır. Kemal Sayar hoca bir psikiyatristtir ve aynı zamanda mânevi yanı güçlü olan bir profil çizer. Hristiyan olarak ta Celâl Şengör’ün tanıttığı Xavier Le Pichon’u verebiliriz. Kendisi dünya çapında bir jeolog, Fizik doktorası olan bir bilim insanı aynı zamanda da sıkı bir katoliktir. Celâl Şengör kendisine “bu ikisini nasıl bir arada tutuyorsun, insanın şizofren olması lazım” meâlinde sorusuna Le Pichon “ikisini ayrırıyorum,birbirine karıştırmıyorum” anlamına gelen bir cevap vermiştir. Bunu Celâl Şengör’ün bir Youtube videosunda dinledim.

Dolayısıyla birbirine karıştırılmaması kaydıyla ikisi bir bedende çalışıp çok faydalı ve bütüncül ürünler verebilir diye düşünüyorum.

Eğer dînin hükümleriyle bilimin verileri çatışırsa kâinat ayetleri baz alınmalıdır.

Bir örnek üzerinden gidelim. Din der ki insan “Âdem ve Havva’dan gelmiştir. Allah yaratmıştır.” Bilim der ki ”İnsan belli evrimsel süreçler dahilinde mevcut hâline ulaşmıştır.” Darwin amca bu konuda konuştu konuşalı evrimle din bir türlü barışamadılar. Fakat şunu söylemek gerekir ki bu kavga hıristiyanlıkla evrim arasındaki bir kavgadır. İbn Miskeveyh, İbrahim Hakkı gibi âlimlerimiz evrim konusuna değinmişlerdir. İslâmi bakışla bakarsak evrim İslâm ile pek çatışmaz. Pekala evrimi de bir yaratım mekanizması olarak telakki edebiliriz. Allah’a şapkadan tavşan çıkaran bir sihirbaz muamelesi yapmazsak bu, fevkalade kabul edilebilir bir düşüncedir. Kur’an’daki “ol der ve olur” şeklinde meâllendirilen ayetleri ”ol diyor ve oluyor(oluş sürecine giriyor)”şeklinde de meâllendirebiliriz. (Hatırlatma: Arapça’da geniş zaman ve şimdiki zaman çekimleri aynı şekilde yapılır) Kur’an’da da İnsan Sûresi 1.ayet insanın bugünkü hâlinden uzak evrimsel hâllerine çağrı yapan bir mânâ içerir. Farklı yorumlar yapılabilse de bu ayet bana insanın Homo Sapiens Sapiens olmadan hâllerini işaret eder gibidir. Belki de doğum evrelerini belirtiyordur ama belirttiğim gibi bir mânâ da yanlış olmayabilir diye düşünüyorum. Bu söylediklerimi argümanıma bağlayacak olursam, dinin sembolik konuşma tarzını lafza indirgemeden, bilimin ne dediğini tam olarak anlayarak orta yol bulunabilir diye düşünüyorum.

Din insanları bu hususu atlayarak, herşeyi lafza indirgeyerek maksattan kopmuşlar, bilmedikleri sahalarda top koşturmuşlar ve açıkçası saçmalamışlardır. Bugün ilahiyat talebeleri temel bilim eğitimi görmeden Kur’an ayetleri hakkında ahkam kesebiliyorlar. Halbuki temel bilimler,matematik ve felsefe konularında bir genel kültür düzeyinde eğitimden geçseler, Kur’an’a çok daha isabetli yorumlar yapabileceklerdir.

Bu örneğe rağmen din ve bilimin çatıştığı ve çatışacağı nice konular vardır. Bu durumlarda kanaatim şudur: Ayet demek sadece kutsal kitap ayeti demek değildir. Kur’an’da da bir çok ayette geçtiği gibi kâinat ayetleri vardır. Kâinatta bizlere sunulan nice ayetler vardır. Kanaatimce de bu ayetler kitâbi ayetlerden daha güncel ve geçerlidir.Çünkü her an, siz bu yazıyı okuyorken tecelli etmektedirler. Eğer bugün kesin olarak bir konuda kâinat ayetleri bir şey söylüyorsa ve kitâbi ayetlerle çelişki varsa kâinat ayetleri geçerlidir diye düşünüyorum. Kitâbi ayetlere zaman üstü özellik vermek beşeri bir yorumdur. Bu konuda ülkemizdeki hakim yorum kendisinden çok emin olsa da işin içine girenler çok farklı düşünceler üretebiliyorlar. Dolayısıyla eğer eminsek ve kanıtlar kitâbi ayetleri askıya almamız gerektiğini söylüyorsa ya da ayeti tevil etmemiz gerekiyorsa bundan çekinilmemelidir. Çünkü güncel ayet kâinat ayetidir. Bu hususta bir sorun var gibidir. Peki kâinat ayetinden nasıl emin olacağız? Tabii ki bilim yaparak… İnsanlık herşeyi kirlettiği gibi bilimi de kirletmiştir. Bu alanda da sıkıntılar yok değildir ama bu alanı tezkiye edip ilerlemekten başka çaremiz gözükmüyor. Sürekli iyileştirme ve gelişimle, ortak aklı ve istişareyi çalıştırarak doğru işler yapabileceğimizi, din ve bilimi bir potada eritebileceğimizi düşünüyorum.

Aslında bu argümanımda ben din ve bilim çatışırsa bilimi baz almamız gerekir demiş oldum. Ama niyetim tam olarak bu değil. Sonuçta bilim bizlere Allah’ın bir nimeti…O’nun verdiği imkanlar ve nimetlerle bilim yapabiliyoruz ve bu bilimle bulduklarımız da Allah’ın ayetleri. Dolayısıyla din ve bilimi birbirinden ayırmış zihin yapısıyla dediklerim okunursa bilimi üste çıkardığım kanısına varılabilir. Ama benim tasavvurumda din ve bilim bir bütündür. Ayrılamaz. Bu zamana kadar ayrı tutuldu ise bu insanlığın beceriksizliği sebebiyledir. Dolayısıyla aşağıda alıntıladığım ayeti göz önüne alırsak Allah birarada tutulması gereken şeyleri ayırmamızı eleştirmektedir. Bizim ne yapıp edip orta yolu bulmamız gerekmektedir.

…Allah’ın birleştirmesini emrettiği şeyi keserler ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar…. Bakara Sûresi 27. ayetten

Not: Kur’an ayetlerini askıya almaktan kastım yok saymak, silmek, unutmak vs. değildir. Çelişki içermeyen başka konularda tekrar kullanılmak üzere yeniden başvurulabilir. Bu hususta dindaşlarım bana çemkireceklerdir diye öngörüyorum. Kur’an’a imanım vardır, onu üstün tutarım ama Kur’an’a bilimle çatışan konularda zulüm yapıldığı kanaatindeyim. Bu konu çok uzar o yüzden bu kadarla yetiniyorum. Benim mevcut geleneksel yapıdan farklı bir kutsal kitap tasavvurum vardır. Bu konuya bu yazıda girmek istemiyorum.

Sonuç

Nâçizane fikrim şudur: Karşılıklı diyalog ve iyi niyetle, bilimi ve dini değil de hayatı ve kalitesini önceliklendirirsek bu iki hayati ve olmazsa olmaz kurum insanlığa çok daha iyi bir şekilde hizmet eder hâle gelebilir. Eğer din ve bilim fetişizmine ve faşizmine düşersek, hayat yerine bu ikisini öne alırsak ilerleyemeyiz diye düşünüyorum. Önemli olan hayattır ve onun kalitesidir. Bu iki güzide kurum birbiriyle çatıştırılarak insanlığa zulüm üretecekleri yerde hayat ve kalite üretebilir demek istiyorum. İnşaAllah, yazım bu konuda hayırlara vesile olur…Selametle…

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.