Hayat din için mi, din hayat için mi?

Hayat ve din… Yazılı tarih boyunca ayrılmaz ikili olmuş iki mevzu. Çoğu toplumda ayrılmaz ikili iken kimi toplumlarda dinin gelenek ve töre olarak var olduğu bir ikili. Hayat, Allah’ın el-Hayy isminin tecellisi gereğince, dinden önce de var olan, hep devam eden bir şey iken din sonradan ortaya çıkmıştır. En büyük iddiası da hayatı düzenleme ve hayata anlam yükleme olmuştur. Dinin hayata müdahale etmesi insanlar bir arada yaşamaya başladıkça gündeme gelmiş gözüküyor. İnsanlar bir arada yaşamaya başladıkça sınırlar mevzusu ortaya çıkmış, hukuk doğuvermiştir. Din tam burada devreye girmiş ve hukuk üretmeye tâlip olmuştur. Peygamberler gönderilmiş,kitaplar indirilmiş, farklı farklı şeriatlar ortaya konmuş ve insanların adaletli,huzurlu yaşaması sağlanmaya çalışılmıştır(!)

Peki din-hayat ilişkisinde insanlık nasıl bir performans sergilemiştir diye soracak olursak, nasıl bir cevap ile karşılaşırız acaba? İnsanlık hangisini öncelemiştir? Dini mi yüceltmiştir, hayatı mı yüceltmiştir? Başlığa gelecek olursak hayatını dini için mi yaşamıştır yoksa dinini hayatı için mi yaşamıştır? Yani, hayat din için mi olmuştur yoksa din hayat için mi olmuştur?

İnsanlık tarihine baktığımızda, daha çok ta dinler tarihi perspektifinden baktığımızda hayat, din için feda edilmiş gözüküyor. Özellikle de dindar insanların çoğunluğu hayata sadece yaşamaya çalışma açısından bakmışlar ama iyi ve güzel yaşamayı çoğunlukla önemsememişlerdir. Ekseriyetle dünyaya ahiretin düşmanı gibi bakmışlar, ahiret hayatını öncelemişlerdir. Dünya nimetlerini hor görmüşler, ahiret nimetlerine tâlip olmuşlardır.(Burada ahireti öncelemek yanlıştır demek istemiyorum, bu imanıma da ters olur ama diyeceğim gibi bu tercih dengeyi gözeten bir tercih değildi diye düşünüyorum) Bu yaklaşım dengeli bir şekilde yapılmış olsaydı sorun olmayacaktı diye düşünüyorum ama bu tercih dünyaya kötülerin egemen olmasını sağlamıştır. Bu tercihleriyle dindarlar dünyayı kötülere bırakmışlardır. Bu bırakmanın başka boyutu dindar olsun olmasın, iyilerin dünyaya ihmalkârlığı sebebiyle de gerçekleşmiştir. İyiler de kötüleri suçlamışlar, kendilerine hiç bakmamışlardır. Halbuki kanaatimce dünyanın bu hâlde olmasının en büyük sebebi iyilerin pasifliği ve etkisizliğidir. Dolar milyarderi iyi var mıdır bilmiyorum ama olsaydı Afrika’da aç kalmazdı diye düşünüyorum. (Bill Gates diyenleriniz olabilir ama ben şüpheyle bakıyorum,emin değilim.) Dolayısıyla hayatı dine feda eden mevcut yaklaşımın bugünkü hâlimize büyük etkisi var diye düşünüyorum.

Şahsi kanaatim, din hayat içindir. Hayat dine muhtaç değildir, temiz fıtratla iyi bir hayat yaşanabilir.(İlham aldığım ayet Rûm Sûresi 30.ayet.Birebir ifade yok ama ayet bunu söylüyor sanki.) Ama din hayata muhtaçtır. Varlığını hayat düzleminde bulur. Bu noktada bazı kardeşlerim “din hayatı iyi, güzel, ve adil yapmaktır” diyebilir,haklılar da ama tarihe baktığımızda bunun bir niyet, teorik bir bilgi olarak kalıverdiğini görüyoruz… Tarih öyle olmadığını, dini önceleyen yaklaşımın egemen olması sebebiyle bugünlere eriştiğimizi ortaya koyuyor. Tabii ki tamamen suçlu dinin öncelenmesidir demek istemiyorum. İman ettiğim dini gömmek gibi de bir düşüncem yok. (Dinimi çok seviyorum,Allah ömür verdikçe de hizmetkârı olacağım) Fakat hayat ve din ilişkisini dindar bilinç başından beri yanlış anladı diye düşünüyorum ve bu tarih boyunca da sapmalara, savrulmalara ve saçmalamalara sebep olmuştur.

Dolayısıyla eğer dindarlar dini değil de hayatı ve hayatın kalitesi ile zenginliğini önceleyen bir tutum içerisine girmezlerse mahalli, lokal, sınırlı bir çevreye hitap eder bir dine sahip olacaklardır. Dinlerin evrenselleşme konusunda girdikleri çıkmazın en önemli sebebinin bu olduğu kanaatindeyim.

Buraya kadar biraz teorik kaldım diye düşünüyorum. Biraz fiili durum üzerine konuşalım. Ben İslâm dinine mensubum, o yüzden buradan konuşacağım. Türkiye’deki ağırlıklı ekol olan Ehl-i Sünnet Ve’l Cemaat yaklaşımını analiz edin. Bu ekolü savunanların ifadelerine, kitaplarına ve Youtube’daki videolarına bir bakın. “Önemli olan dindir ve din korunmalıdır” tercihi hakimdir. Din elden gidecek diye ödleri patlamaktadır. Coşmuş bir amigdala ile yaşamaya devam etmektedirler ve hayata ve insanlığa -zannımca- hiçbir katkıları yoktur. Ama kendilerince dine hizmet eder gözükmektedirler.

Bu din kardeşlerime şunu soruyorum: Dini korumak size mi kaldı? Koruyucusu ve sahibi Allah olan bir yapıyı siz neyinizle koruyacaksınız? Siz kendinizi, imanınızı ve takvanızı koruyun, Allah bu dini bu dünyada yaşatacaktır. Bize de ihtiyacı yoktur, çünkü O, es-Samed olan Allah’tır. Hiç birşeye ihtiyacı yoktur. Biz kendi derdimize yanalım, kendimizi ihya edelim, nefslerimizdekileri tezkiye edelim diye düşünyorum.

Bu söylediklerimden yola çıkarak şöyle özetleyebilirim ki, din hayat içindir ve sadece bir araçtır. Allah da bu aracı bize emanet etmiştir. Siz dini öncelerseniz, tarihte olduğu gibi din için savaşlara, cahilliklere ve yozlaşmalara yol vermiş olursunuz. Ama dini hayat için bir araç olarak kullanıp, hayatı, kalitesi ve zenginliğini öncelerseniz hem bu dünyada hem de ahirette mutlu bir yaşama kavuşursunuz.

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.