Video Oyunları Fıkhına Katkı

Giriş

Eğlence fıtri bir ihtiyaç… Stres ve zorluk dolu dünyamızda insan, hayatın zorluk ve sıkıntılarında uzak, izole bir ortama girmek isteyebiliyor. Hayatının sıkıntılarını bir an olsun geride bırakıp yenilenmek ve kendine gelmek isteyebiliyor. Bu çok doğal ve anlaşılır bir istek olsa gerektir.

Bu fıtri ihtiyacı karşılamak için teknolojik imkanlar da sebil bir durumda. Günümüz insanı bu konuda oldukça nimetlendirilmiş durumda. Gelişen bilgisayar ve konsol oyunları insanların eğlence ihtiyacını ayrı bir boyuta taşımış gözüküyor. VR gözlüklerin sunduğu muazzam görsel şölen, haptik elbiselerle fiziksel algıların da devreye girmesi, çok gerçekçi ve eğlendirici bir oyun anlayışını hayatımıza sundu. Öyle kaptırıcı öyle içine çekici bir hâle geldi ki oyunlar, insan oynadığı süre içerisinde kendini ayrı bir evrene ışınlanmış hissediyor. Gerçeklik algısı bir anlık da olsa değişebiliyor.

Bu yazıda video oyunlarına yönelik fıkhi düşünceye katkı sağlamak istedim. Zamanında bu oyunları oynamış aynı zamanda da ilahiyat eğitimi almış biri olarak konuya objektif, geniş açıdan ve gerçekçi bakabileceğimi düşündüm. Faydalı bir yazı olmasını dilerim Mevlâ’mdan…

Her ne kadar “fıkhî” tâbirini kullanmış olsam da kimilerine çok fıkhî gelmeyebilir. Amacım hüküm ve fetva vermekten çok fıkıha ve düşünceye katkı sağlamaktır. Hüküm ve fetva gibi bir sorumluluğum olmadığından bu yolu tercih etmedim.

Kısaca Oyun Geçmişim

Video oyunlarıyla ortaokuldayken, 1990 senesinde tanıştım. O sene okulda GW Basic programlama dili kursu açılmıştı ve arta kalan zamanlarda oyun oynamamıza izin veriliyordu. Bilgisayar olarak Ultra marka bilgisayarlar vardı ve siyah beyaz monitörlerde oynuyorduk. Formula 1 oynayabileceğimiz Grand Prix oyunu favorimdi ve bütçe işlerini beceremediğim ve hep zarara girdiğim şehir kurma oyunu Sim City de oynadığım oyunlardandı. Tabi o sıralarda konunun fıkhi boyutu aklımızda bile yoktu. Sadece eğlenmek için bakıyorduk olaya… Sonraları babamın işyerine bilgisayar alması üzerine Civilization, Stunts (araba oyunu), Doom II, Dune vb. oyunlar hayatıma girdi. Tabii ki Sensible Soccer o yıllarda çok popülerdi. 95-96’da transferler yapabileceğimiz menajerlik sistemi de gelince oyun tadınan yenmez hâle gelmişti. Çok uzatmayayım, oyunlarla tanışıklığım eski ve oyunlardan çok keyif aldığımı, geç saatlere kadar oynadığımı hatırlıyorum. Ortamdan kopardım ve ayrı bir dünyaya girerdim.

Bugunün FIFA’sının ilk hâlini bilirim. Oynanabilirliği pek iyi değildi ve oyuncu isimleri sallamaydı. Hep aynı tip goller atmaya zorlardı oyun sizi. Sensible Soccer daha basit ve ilkel görünümüyle bile daha iyi gelirdi bana…

Rahatsız edici bulduğum oyunlar da oynamadım değil… Özellikle Grand Theft Auto Vice City. Hakikaten insanı yoldan çıkarıcı ve maneviyatını bozucu bir etkisi olduğunu düşünüyorum bu oyunun ama cahillik yaptık ve 2-3 kez bitirdim bu oyunu da…”Hem öyle diyorsun, hem de 2-3 kez bitirdim diyorsun, ne iş???” diyenleriniz haklı…Saygı duyarım. Her halde herkesin içinde olan kötü yan bende ortaya çıktı ve kendini tatmin etmek istedi…Keşke oynamasaydım diyorum şimdi ama oldu işte:)

Yeni oyunlara pek merak saramadım, hayatıma maneviyatın girmesiyle… En son Apple TV’de bir kaç oyun oynadım ama zevk alamadım. Bilgisayar oyunu olarak da en son Starcraft II oynadım. Artık eski bile sayılabilir bu oyun… Hayatıma o sıralar başka öncelikler girdiğinden bir süre sonra oyunlarla aram açıldı diyebilirim.

Bu Yazı Ne İşe Yarayabilir?

Bu yazı hayatını dengeli ve anlamlı yaşamayı şiar edinmiş ama oyunlardan da geri durmayan insanlara iyi gelecektir diye düşünüyorum. Özellikle inançlı insanların konuya farklı bir bakış açısıyla bakmasını sağlamasını umuyorum.

Zamanımız çok kıymetli ve geri gelmiyor maalesef…Bu sebeple yaptıklarımızı bilinçli ve emin bir şekilde yapmanın, günümüzün alternatifler dünyasında önemli olduğunu düşünüyorum. Eğer imkanlarınız yerinde ise bir alternatif bolluğu sizi karşılıyor ve bu bolluğu yönetmede insanın kafası karışabiliyor. Zaman kaybı ve israfı yaşanabiliyor. Video oyunu oynamak ta bu bolluğun nimetlerinden bir nimet. Bu sebeple oyun oynarken kafanızın rahat etmesine katkı sağlamak ya da oynamaktan vazgeçtiğinizde de emin hissetmenize katkı sağlamak beni mutlu edecektir. Yani her iki tercihe de yarayabilecek bir yazı olacağını düşünüyorum.

Oyunlara Dair

Malumunuz oyunlar çok çeşitili. Neredeyse akla gelebilecek bütün oyun çeşitleri piyasaya sürülmüş durumda. Akla gelmeyenleri de oyun geliştiricilerini bekliyor. Her türlü zevke hitap eden oyunlar arasında faydalı olanlar olduğu gibi zararlı olabilecekler de var. Normal hayatımızda yapsak kanun karşısında hüküm giyeceğimiz şeyler oyunlarda fazlasıyla yapılabiliyor. Vahşet dediğimiz eylemleri oyunlarda çok sıradan bir hâle getirebiliyoruz. Bir süre sonra bu bize normal ya da sıradan gelmeye başlıyor. Diğer açıdan da strateji ve zekâ oyunlarında olduğu gibi kişisel özelliklerimize katkı sunabilen oyunlar da mevcut. İyi bir strateji oyunu bize çok iyi bir kaynak yönetimi, iktisadi kabiliyetler kazandırırken zekâ oyunları da zekâmızı geliştirip problem çözme yeteneklerimizi geliştirebiliyor.

Bu kısa açılım bile bu konuda ”video oyunu oynamak zararlıdır” ya da “zararsızdır!” demeyi imkansız kılıyor. ”Video oyunu oynamak caiz midir, değil midir?” sorusuna evet ya da hayır gibi bir cevap vermek mümkün değildir, doğru da değildir diye düşünüyorum. Böylesi bir sorunun cevabı oyun oynayanın:

  • neden oynadığına
  • ne tür bir oyun oynadığına
  • ne kadar zamanını aldığına
  • diğer sorumluluklarını aksatıp aksatmadığına

göre değişecektir. Dolayısıyla burada ”hastalık yok, hasta var” durumunda olduğu gibi ”oyun oynamak yok,oyun oynayan var” diye mevzuya bakabiliriz. Dolayısıyla bu hususta genel bir hüküm vermek yerine kişiye özel hüküm vermenin daha doğru ve âdil olduğunu düşünüyorum.

Neden Oynandığına Göre Değerlendirmek

Buna cevap olarak “eğlenmek” denilecektir. Çoğumuz için böyledir belki ama bu, kanaatimce doğru bir neden değildir. Eğlenmek için oynamak eğer temel nedense bu iyi bir neden olamaz. Çünkü bu durum, nefsine tâbi olma durumunu beraberinde getirir ve iş nefsini ilah edinmeye götüren yolda bir merhale olabilir. Eğlence ayrıca haz odaklı yaşamanın bir unsuru hâline gelip bizim için bir bakıma zararlı olmaya başlayan bir hâle gelebilir.

Kanaatimce video oyunu oynamanın güzel bir nedeni “Allah’ın rızasına giden yolda rızayı daha iyi çekebilmek için dinlenmek,tazelenmek” gibi bir neden olabilir. Bunu en iyi neden olarak değil, sizin daha güzel nedenler ortaya koyabilmeniz için bir numune olarak sunuyorum.

Şu kanaat bende çok baskın durumdadır. O da şu ki:

Eğer siz ilim yolunda ilerliyorken (bu akademik olmak zorunda değil, kişisel de olabilir) ve dinlenmek, ara vermek için video oyunu oynuyorsanız, oyun oynamak amacınıza hizmet ettiğinden ibadet niteliği bile kazanıp, size sevap kazandıran bir eyleme dönüşebilir.

Tâbii bu, sevap veriyor diye zamanı oyuna boca etmek anlamına gelmiyor. Çünkü başka sorumluluklarımız da var.Ayrıca iki ayet bir hadis okumayı ilim sayıp sığ bir ilmi çalışma hedeflenmemelidir. Hayatımızı dönüştürecek bir faaliyet içerisinde bulunmak şartıyla yukarıdaki kanaatimin doğru olacağını düşünüyorum. Burada samimiyet ve niyet çok önemlidir. Kendinizi ve hatta Allah’ı kandırmaya yönelik bir tutum bize zarar verecektir, bizi samimiyetsiz bir insan konumuna sokacaktır.

Âlimin uykusunda bile ibadet ettiği bilgisi bu kanaatle ortak hususlara sahiptir. Âlim uykusunda namaz kılmıyor denebilir ama uyku onun ilmî faaliyetlerine hizmet ettiğinden sevap niteliği taşımaktadır.

Dolayısıyla sizler de kendinizce bu mantığı hâiz nedenler bularak kararınca bir sürede oynadığınız oyunu ibadet hâline getirebilirsiniz.

Ne Tür Oyun Oynandığına Göre Değerlendirmek

Önceden de zikredildiği gibi çok çeşit oyun var. Zekâ geliştiren oyunlardan, normal hayatta yapsak Hitler’e rahmet okutacak eylemlerde bulunduğumuz oyunlara kadar birçok amaca hizmet eden oyunlar var. Burada kanaatimce şöyle bir soru sormak faydalı olacaktır diye düşünüyorum. Normal hayatımızda bir eyleme niyetlendiğimizde aktif olan niyet sistemimiz oyun oynarken de geçerli mi? Yani, normal hayatta bir insanı öldürürken ve oyunda bir insanı öldürürken beynimizde aynı yeri mi kullanıyoruz? Kanaatim öyle olduğu yönündedir ve bu durum bizi bozucu etkiye sahiptir. Bilinç düzeyinde bir şey hissetmesek te bilinçaltı düzeyinde işler kötü hâller alıyor olabilir. Dolayısıyla oyun oynamanın fiziki bir karşılığı olmasa da aynı niyet sistemini çalıştırdığımızdan bu durum bizi kirletmektedir diye düşünüyorum.

Civilization gibi bir strateji oyununu ele alalım. Gerçi bu oyunda da askerlerinizle başka askerleri öldürüyor, şehirleri bombalıyor ve düşman şehirlerini her vuruşunuzda, nükleer füze attığınızda toplu ölümlere sebep oluyorsunuz ama bu oyun direkt ve tek iş olarak insan öldürmenin olduğu oyunlara göre daha masum gibi gözükmektedir. Burada oyunun maksadı önemlidir. Teması önemlidir. Civilization’da -çok zor da olsa- savaşmadan, ha bire taviz ve haraç verip barış içerisinde yaşayabilirsiniz. (Zor seviyelerde “sneak attack” tarzı arkadan vurmalarda bu tezim çöp olacaktır,farkındayım:) Demek istediğim, ağırlıklı olarak oyun sizin hangi değerlerinize hizmet ediyor, hangi kişisel özelliklerinize (problem çözme, kaynak yönetimi, anlık doğru kararlar verebilme vb.) nasıl katkı sağlıyor, bu önemlidir.

Benim de oynama gafletinde bulunduğum GTA:Vice City için ise durum farklıdır. (Ama bir yandan da sevinçliyim, bu yazıda katkı sunmama vesile olmuş oldu. Ne de olsa bardağın yarısı dolu:) Bu oyunda hapisten yeni çıkmış, pis işlere bulaşmış bir elemanı oynuyorsunuz. İnsan öldürmek, polisleri ve orduyu peşinizde koşturmak, hırsızlık yapmak gibi birçok kötü işleri yapıyorsunuz. Bu oyun anlık doğru karar alma ve hızlı hareket etme özelliklerinizi geliştirse de hayatta bu özellikleri geliştirecek sayısız seçenek mevcut. Dolayısıyla bu özellikler ve diğerleri gelişiyor diye hırsızlığa niyet etmeye değmez.

Kısacası, ne tür oyun oynadığınıza göre durumumuz değişir. GTA oynamak caiz değildir ama Civilization biraz daha masumdur, zekâ oyunları caizdir demek doğru olsa gerektir. Burada işin mihenk noktası oyunun niyet sisteminizi kirletip kirletmediğidir.

Ne Kadar Zaman Aldığına Göre Değerlendirmek

Nâçizane fikrim: bu konuda standart bir süre belirlemek doğru değildir. Evli, çocuklu birinin süresi ile bekar, sorumluluğu az birisi aynı sürelerde oynamalı denemez. Süreyi birey kendi belirlemelidir. Bu da bireyin sorumluluklarına, hayat amacına ve ekonomik durumuna göre değişkenlik arz edecektir. Ama yine de bir süre istenirse iki saati geçmemeli derim. Çünkü saatlerce oynayıp oynadığı sandalyede can veren birinin haberini okumuştum. Kore’de birinin başına gelmişti. Dolayısıyla hayatta bize mutluluk verebilecek onca şey varken iki saatten fazlasını harcamayı şahsen doğru bulmuyorum.

Sorumlulukları Aksatıp Aksatmadığına Göre Değerlendirmek

İman sahibi bir insanın başta Rabbine sonra da kendisine ve çevresine yönelik sorumlulukları vardır. Geçimini sağlamak ve daha iyi kulluk yapmasına vesile olacak onca gelişim faaliyeti varken oyun odaklı bir hayat sürmek israftır diye düşünüyorum. Burada kullandığım ifadeyi vurgulamak istiyorum. Oyun odaklı hayat sürmek…İmanlı bir insanın hayatında oyun sadece dinlenme ve yenilenme aracı olmalıdır. Nasıl yatağınız var uyku için kullanıyorsunuz, oyununuz var, dinlenmek için kullanın derim. Bizden ilgi bekleyen aile fertleri ve içtimai çevremiz vardır. Onların da haklarını gözetmek önem arz etmektedir. Dolayısıyla, temel ve tâli insani sorumluluklarımıza zarar vermeyecek türde ve sürede oyun oynamakta bir beis yoktur kanaatindeyim.

Bazı Olası Eleştirilere Cevaplar

Dindar biri gibi gözüküyorsun, hem de fıkıh diyorsun, ne işin var gereksiz işlerle, oyunlarla?

Günümüz dindarının en büyük problemlerinden biri de zamanla bağının kopması, güncelle arasının açık olması, geçmişte yaşamasıdır. Modern araçlarla arası kötü olan günümüzün dindarlarının özellikle mutaassıb olanları bu işlere çok soğuk bakarlar. Normaldir, anlayışla karşılamak gerekir. Eğer oyunlara bulaşmamışsanız bulaşmamaya devam edin derim, bazen benim de ”ne kadar gereksizmiş” dediğim demler oluyor fakat dîni duyarlılığınız zamanında gelişmeyince olaylara popüler kültürün dayattığı gibi bakıyorsunuz maalesef. Eğer bulaşmamışsanız devam edin. Fakat bu yazı bulaşmış olanlar içindir. Dolayısıyla bulaşmış olanlara bırakın demek kulağa doğru gelen ama oynayan için zor bir seçenektir. Ayrıca video oyunları bazı yönleriyle başka seçeneklerin hiç karşılamayabileceği faydaları barındırmaktadır. Anlık doğru karar verme ve kaynak yönetimi becerilerini sadece zaman harcamak suretiyle, oyunda kullanılan fiziki karşılığı olan kaynakları gerçekte kullanmadan edinebiliyorsunuz. Biraz daha açmak gerekirse, bir ülkenin ekonomisini yönetme becerisi konusunda oyunlar size çok iyi bir deneme tahtası olabilir. Bunu gerçek hayatta kazanmanız imkansızdır. Anca ekonomiyi batırarak bu yeteneği kazanabilirsiniz. Dolayısıyla video oyunları tamamen faydasız olmadığından ve birçok faydası olduğundan gereksiz denilemez, bilinçli tüketimle birçok faydası edinilebilir.

Bu işin fıkhı mı olur, ne alakası var fıkıhla?

Fıkıhın konusu hayattır ve hayatın içerisinde eğlence de vardır. Günümüzün en popüler eğlence araçlarından biri de video oyunlarıdır. Dolayısıyla eğer fıkıh anlayışınız 1000 sene geride kalmadıysa günümüzün konularına da değinmeniz gerekir. Fıkıh yapmak, tefekkür disiplininin şimdiki zamana yönelik dalı olan tefakkuh etmenin bir sonucudur. Tefakkuh etmek şu ana dair düşünmeyi barındırır. Video oyunları da şu ana ait bir konu olduğuna göre bu konuda fıkıhı çalıştırmanız gerekmektedir. Kanaatimce İslâm dünyasına yapılan en büyük ihanet olan ”içtihat kapısının kapatılması” ihanetinden kurtulabilirsek bu konularda ve daha diğer birçok muasır konularda fıkıhın çalıştırılması gerektiği ortadadır.

Yapacak onca şey varken bu oyun oynamak ta nedir?

Bu yazı, bir şekilde oyun dünyasına girmiş insanlar içindir. Girmeyenleri pek ilgilendirmiyor diyebiliriz. Sadece entellektüel bir merak, farklı bir bakış açısı okumak için faydalı olabilir. Video oyunları bir gerçeğimiz ve büyük bir sektör…Milyar dolarların döndüğü ve insanlara bir şekilde hizmet eden bir sektör…Zararlı yanı ve faydalı yanı olan sektör…Oyun oynayanlara düşen, sorumluluklarını aksatmadan, zamanını israf etmeden oynayabilmektir diye düşünüyorum.

Sonuç

Yazıda da belirttiğim gibi video oyunu oynamak hakkında tek tip bir cevap vermek, işi standarta bağlamak mümkün değildir. Oyun oynamayı küçümseyip kestirip atanlara sadece saygı duyulabilir. Tercihleri o yöndedir ve mübarek olsun denilebilir. Fakat bu konu fıkıhta eğlence ile ilgili alana dahildir ve ihmal edilemez. Milyonlarca insan video oyunları oynamaktadır ve kestirilip atılası bir konu değildir. Dolayısıyla bu konuda tefakkuh etmek, fıkıh üretmek önem arz etmektedir.

İşi sonuca bağlamak gerekirse, video oyunu oynamak neden oynadığınıza, ne tür oynadığınıza, ne kadar zaman harcadığınıza ve sorumluluklarınızı nasıl yönettiğinize göre hükmü farklılık arz eden bir konudur. Yazıda belirtilen hususlara dikkat edilirse oynamakta bir beis yoktur. Eğer bu hususlar göz ardı edilirse hayatımıza zarar verici bir etki meydana getirecektir. Dolayısıyla dikkatli olunursa ve hususlara dikkat edilirse, oyun oynamak daha keyifli bir hâl alacaktır diye düşünüyorum. Aşağıdaki tavsiyeleri yaparak yazımı bitirmek istiyorum.

  • Neden oynadığınıza dikkat ediniz. Eğlence için oyun oynamak kötü bir nedendir, daha ulvi bir nedene bağlayınız. Bu konuda da ciddi ve samimi olunuz.
  • Ne tür oynadığınıza dikkat ediniz. Ruh sağlığınızı ve niyet sisteminizi bozacak, kötü fiilleri işlemenize yol açacak oyunlardan uzak durunuz.
  • Oynama sürenizi iyi belirleyin. İki saati geçmemesini öneririm.
  • Sorumluluklarınızı aksatmadan oynayın.

Sevgi ve muhabbetle kalın…

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.